09 Şubat 2026…
Now televizyonunda ana haber izliyoruz.
Haber spikeri Selçuk Tepeli…
Farklı bir haber sunma tekniği var. Önce haberi, haber içeriği olarak duyuruyor. Sonra haberle ilgili kendi görüşlerini paylaşıyor. Kısa, bazen de uzun eleştiriler yapıyor, kendine has tavrıyla. Bazen üzüntüsünü, bazen öfkesini belirtiyor. Jest ve mimikleriyle, el kol hareketleriyle anlatımını güçlendiriyor. Öyle ki kaç kere canlı yayında elindeki kağıtları, kalemi fırlattığına hatta bir keresinde masayı dağıttığına bile şahit olduk.
Bu arada yalnız kendi görüşlerini paylaşmakla kalmıyor. Haber programlarında bir etiket belirliyor, o etiketi kullanarak fikir beyan eden izleyicilerden gelen mesajları da haber aralarında paylaşıyor. Bu sayede hem izleyenlerin görüşlerini duyuruyor hem de haber programını takip etmelerini sağlıyor.
Hulasa odamızda misafirimizmiş, karşımıza oturmuş, birlikte sohbet ediyoruz gibi bir ortam oluşturuyor. Bu tavrı, sempatik kişiliği ve biraz da yönetime muhalif davranışlarından dolayı hem eşim hem ben akşam 19. Haberlerini hep ondan izleriz.
Bu akşamki ana haberin etiketi “hopdedik,” diye duyurduktan sonra, “Keçiören Belediye Başkanı, Mesut Özarslan, belediye başkanı seçildiği CHP’den istifa etti. İstifa ettiğini açıkladıktan sonra da: ‘Ne AKP bana uzak ne MHP bana uzak, Bakacağız, süreç ne gerektirir,’ şeklinde bir açıklama yaptı,” haberiyle sunumuna başladı.
Bu tür haberler son zamanlarda öyle çok tekrarlanıyor ki artık parti değiştirmeler seçmeni etkilemez oldu. Seçmen alıştı. Hatta benimsedi. Bir başka deyişle kanıksadı...
Haberi sunup kendi tavrıyla yorumladıktan sonra, ikinci habere geçen Selçuk Tepeli, ikinci haberi bitirince şu sözleri söyledi:
“Efendim, bir kıymetli izleyicimiz diyor ki ‘Ya!.. Ben berberimi değiştirdim diye, eski berberin önünden bir senedir geçemiyorum, ayıp olur diye. Adamlar parti değiştiriyor, kafasına göre…”
Bu sözlerin açıklamaya ihtiyacı var mı bilemiyorum. Ama ben ibretlik siyaset yapımızı anlatan bu sözlere kendimce bir açıklamada bulunmadan geçemeyeceğim.
Bir yanda hiçbir sorumluluğu, borcu ya da mecburiyeti olmamasına rağmen, değiştirdiği berberiyle yüz yüze gelmemek için yolunu değiştiren, utanma duygusu taşıyan vatandaş… Diğer yanda kendisini belediye başkanı seçen, adam yerine koymadığı seçmeninin yüzüne baka baka, büyük bir saygısızlık ve aymazlıkla, “geçeceği partiler arasında henüz karar veremediğini” açıklayan arsız siyasetçi…
Elbette seçilmişe bu tavrı sergileme cesareti veren, mevcut Siyasi Partiler Yasası’nın, parti yönetimlerine tanıdığı yetkilerdir.
Ancak, kanımızca en önemli sebep, toplumun demokrasi bilincini iyi tahlil ettiği için, halkı tınlamayan siyasi parti yönetimlerinin, seçmenin önüne “seç” diye koydukları adayların, toplumda hala karşılık buluyor olmasıdır.
Siyasetçi artık şunu biliyor. Türk toplumu verdiği oyun peşine düşmez, seçtiği temsilciyi sorgulama gibi bir derdi de yoktur. Zaten adayları kendi de belirlemez. Önüne konulan ve “adayımız budur” denilen kişiye oy verir, sonrasına da karışmaz.
Bu anlayış siyasetçinin zihnine öyle işlemiştir ki “bir ay önce sövdüğü siyasetçiye bir ay sonra selam durmasının gerekçesini,” oyunu aldığı seçmene nasıl anlatacağı derdine düşmez. Çünkü siyasetçi bilir ki seçilecek olanları seçmen değil, parti yöneticileri belirler.
Bu etik dışı davranışları engellemek için, 1982 Anayasası’nın 84'üncü maddesinde, “...partisinden istifa ederek; başka bir siyasi partiye giren milletvekilinin, milletvekilliği düşürülür…” hükmü konulur.
Ancak yine de yasaya, “milletvekilliğinin düşmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kararlaştırılır,” hükmü eklenir.
Buna rağmen, 1982 Anayasası’nın 84'üncü maddesi ile parti değiştirmeyi yasaklayan Anayasa hükmü, 1995’te yapılan Anayasa değişikliği ile kaldırılır.
Neden mi?
Çünkü parti değiştirmek isteyen siyasiler başka bir yöntem bulmuştur:
Hülle partileri…
Hülle, Türk Dil Kurumu tarafından, “Medeni Kanun'un kabulünden önce, geçerli olan dinsel nikâh kurallarına göre, kocasının üç kez boşadığı bir kadının, eski kocasıyla bir kez daha evlenebilmesi için, yabancı bir erkeğe bir günlüğüne nikâh edilmesi ve bir gün sonra boşanması” olarak açıklanmaktadır.
Doğrudan parti değiştirmenin yasak olduğu bu dönemde türeyen "hülle partileri" parti değiştirme için bir yol olarak kullanılmaya başlanmıştı. Böylece milletvekilleri, kurdukları yeni parti ile girmek istedikleri partiyi birleştirerek parti değiştirme yasağını aşmış oluyordu.
1982 Anayasası’nın yürürlüğe girdiği tarihten Anayasa değişikliğinin yapıldığı 23 Temmuz 1995 tarihine kadar 19 "hülle partisi" kurulmuştur.
Yani diyeceğim, yasaklar, seçmeni aldatan bu ahlak dışı davranışın önüne geçemiyor. Siyasiler yapmak istediklerini, her türlü yasağa rağmen bir şekilde gerçekleştiriyor.
Peki ne yapılmalı?
Burada küçük bir bilgi aktaralım.
Demokrasi, “Halk” anlamına gelen “demos” ile “iktidar-egemenlik” anlamına gelen “kratos” sözcüklerinden oluşan, temel ilkesi yurttaşların özgürlüğü ve eşitliği olan, azınlık haklarının anayasayla korunduğu ve hukuk devleti ilkesinin geçerli olduğu, siyasal yönetimin ve denetimin, halkın belirli bir devre için çoğunluk oyuyla seçtiği temsilciler eliyle gerçekleştirildiği toplumsal düzendir (Türkiye Bilimler Akademisi, 2011).
Demokratik kültür, demokratik bir eğitimle oluşur (Morrison, 2008).
Demokratik bir eğitimde eleştirme ve eleştirilme, seçme ve seçilme, sorumluluk duygusu, kendine güven, arkadaşlık, yardımlaşma ve adalet gibi önemli nitelikler vardır (Binbaşıoğlu, 2000).
Bu kısa bilgilendirmeden sonra gelin şimdi şu üç soruya birlikte cevap arayalım.
Bu tanımlardaki demokrasi, bizim toplumsal kültürümüzde ne kadar yer etmiştir?
Selçuk Tepeli’nin tabiri ile “patron sizsiniz” sözünün anlamını, toplumumuzun yüzde kaçı ve ne kadar kavramıştır?
Ve en önemlisi, kaçımız kullandığımız oyun, hesabını soracak bilinç ve cesarete sahibiz?

YORUMLAR